Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

(NAMAZ ZAMANI)KURTAR KENDİNİ!!!!!

Tarih 12 Nisan 2008, 20:09. Yazan AkIşInA BıRaK.  
Etiket: namaz vakit zamanı kendini kurtar

Lütfen sonuna kadar okuyalım ve biraz düşünelim ...
Neden namaz kılmıyorsun???
Namaz kılmamak için bir sebebin mi var yoksa?
Ne olabilir ki namazdan önemli olan sebep???
Dur ben tahmin edeyim:



Namaz kılacak vaktin yok değil mi?

ama onların da yoktu...

Resimin üstüne tıklayarak büyütebilirsiniz.
ya bedir savaşına ne demeli:

savaş hiç durulmuyordu aksine gittikçe kızgınlaşıyordu, bu arada ikindi vakti çıkmak üzereydi, ama kılacak zamanda yoktu; karşılarında en az on katı düşman vardı.
kenara çekilipte namaza duramazdın, yada namazı kılmayacaksın di mi bence en kolayı bu...

ya onlar ne yaptı Peygamberimiz 300 kişilik ordusunu ikiye ayırdı yarısı geriye çekildi diğer yarısı daha ileri atıldı ve daha bir kuvvetle savaştı,
ve geriye çekilenler Peygamberimizin imamlığında namazı kıldılar, bitince de digerleri ile yerdeğiştirip onlar savaşmaya başladı diğerleri geri çekilip onlar da namazlarını eda ettiler...

sence onların zamanı varmıydı? ya da bunların...

ama o zamanlar bunlar yoktu değil mi?

ya da bu
Bu NAMAZI Tanıyormusunuz?
Resimin üstüne tıklayarak büyütebilirsiniz.
eee tek sebebin bu mu yani? başkaları da yok mu?

hem vakit bulsan bile nerde kılacaksın ki namaz yeri yok ki                   

evde değilsin zaten başka yerde yok değil mi?

sence onların yeri var mı?

Ya bu?

Bu da tutmadı başka bahanen yok mu?

Ya da yolculuk yapıyorsundur değil mi, kılacak yer yok ki olsa kılardın...


Peki, onların var mı?

Peki bunlar?
Bu da olmadı galiba?

Ya da çok yoğunsundur, çok işin vardır.  Hiç ayıracak vaktin yoktur değil mi?

onların da işi çok ama on dakika ayırabiliyorlar.

Ama senin bir dakikan bile yok değil mi?

Bir düşün bakalım bu kadar vakti ne için harcıyosun, dünyalık için değil mi?
İyi para kazanıyım, rahat yaşıyım, param pulum olsun hepsi bunun için mi?
Bir daha düşün sen, önce kim götürmüş bir bez parçasından başka bir şey, Orada rahat etmek için kim biriktirebilmiş veya götürebilmiş kazandıklarını?
Oraya gittiğinde ilk sorulacak soru ne biliyor musun?

Yaa, o zaman ne cevap vereceksin, vaktim yok diyemezsin, yer bulamadım diyemezsin, işim vardı diyemezsin değil mi?

belki şunu dersin: 'bu kadar çabuk beklemiyordum ölümü yoksa kılacaktım ileride namazımı ve kaza namazlarımı da kılacaktım'... Ama senin yaşın genç daha yaşlanınca kılarsın değil mi? hem o zaman bol bol vaktin de olacak,
ya yaşlanmazsan...

i
ya sen namaz kılmadan, senin namazını kılarlarsa...
Bunlar kadar genç misin sen, ama bak onlar kılıyor neden?
namaza yetişmek için koşan bir çocuğa Hz.Ömer 'sen daha çocuksun bu kadar telaş etmene gerek yok sen daha küçüksün namaz sana farz değil' demişti,
ve çocuk demişti ki: 'Amca, amca!  Bu işin büyüğü küçüğü olur mu? Daha dün mahallemizde bir çocuk öldü. Üstelik benden de küçüktü. Ölüm denen gerçeğin büyük küçük ayırdığı yok. En iyisi her yaşta buna hazır olmalı. Hem bu yaşta Namaza alışmazsam, büyüyünce kılmak zor gelebilir.'

sen hala gencim de...?


aaa olmadı hastasın değil mi onun için kılamıyorsun, özür dilerim...

Ama iyileşmen için namaz kılman gerektiğini biliyor musun? öyle dememiş mi Peygamberimiz 'namazda şifa var' kalk bir kıl bakalım namazını hastalığın kalıyor mu o zaman???

Bak o da hasta üstelik kaç yaşına gelmiş...                                                          

(HİÇ UNUTMAM DEDEM ÖLÜM DÖŞEGİNDE DAHİ KILIYORDU)


 
ama ayakta duramıyorsun değil mi?
oturarak kıl, oturamıyorsun da (yatalaksın)
kafanla kıl o zaman, yoksa tamamen felç mi geçirdin (şimdi yırttın galiba) zannetme ki yırttın o zaman da gözlerinle kıl bak bu kadar kolaylık var, eminim başka bahanelerinde vardır... Değil mi?

yaaa boş ver hem sen niye namaz kılacaksın önemli olan kalp değil mi? senin kalbin temiz kılsan ne olacak ki?

O Güzeller Güzelinin kalbi kapkara mıydı, pislik içinde miydi de, ayaklarının altı şişinceye kadar namaz kılardı?

eee gördün mü kalbin Efendimizin kalbinden de mi temiz acaba???

Değil, değil mi?

bu da olmadı var mı başka bahanen kalmadı mı yoksa uyduracak bir şeyler?

Tamam, hepsini kılamıyorsun bari bir iki vakidi kıl olmaz mı?

O
da mı yok?

Bahanelerini dinleme(me)k isterim veya dur bunları da ben tahmin edeyim...

Sabah namazına uyanamıyorsun, sabahın köründe kim kalkacak ki uykunu mahvedeceksin değil mi?

Olmadı, gelelim öğleye, off öğle vakti o kadar telaş içinde namaza vakit mi ayıracaksın bir sürü işin gücün var yetişemiyorsun zaten, bir de namaz hiç olmaz. Bu kadar işin arasında namaz mı olur?

ama yemeğini yemeden öğleyi geçirmiyorsun belki de zevkini çıkara çıkara 1 saatte yiyorsun yemeği değil mi, yemek daha önemli değil mi???

ya ikindin ne olacak??

Dur, şimdi zaten yoruldun bütün gün işler hala bitmedi bu yorgunlukla namazını falan kılamazsın. Ama dedim ya az önce bir daha diyeyim ne demiş Peygamberimiz 'hasta mısın, yorgun musun, çaresiz misin?,... O zaman namaz kılda geçsin
bunların hepsi...

Ya akşam namazı???


oooo sende yaaa daha eve gidilecek, yemek yenilecek, zaten akşam vakti de kısa, yetişemiyorsun değil mi?

Evine 10 dakika sonra girsen ne olacak kaçmıyor ya ev, ama vakit gidiyor bir daha bulabilecek misin o vakti???

Yatsı namazını hiç sormayalım değil mi?


O saatte namaz mı kılınır insanın uykusu geliyor uykulu uykulu namaz kılınmaz ki...

Ama nedense başka zamanlar uykun gelmiyor, mesela bunlara bakarken hiç uykun gelmiyor değil mi?


eee bunlarda olmadı vakitlerin birinden bile sıyıramadın yakayı, Var mı başka bahanen benim aklıma bu kadarı geliyor, seninde aklına gelmiyor değil mi? Kalmadı çünkü başka bahane... Aslında var ben sana söyleyeyim mi üstelik bu sefer kesin kurtulursun namaz kılmaktan (zaten kılmıyorsun da) üstelik bir tane değil, ne mi dur söyleyeyim:

1: ÖLÜ İSEN

2: DELİ İSEN

3: ÇOCUK İSEN

4: HAYVAN İSEN

5: KÂFİR İSEN

ne dersin sıyırdın bu sefer ha?

ama yok, nasıl olur sen ölü veya deli değilsin, üstelik kocaman adamsın ve insansın, Allah  korusun kafirde değilsin eee demek ki neymiş namazdan kurtulamazsın................


Sana sesleniyorum ey insan boş ver sen nefsini o zaten hiç namaz kılmak istemez ki sen dinleme onu bak yukarda birden sıraladı bahaneleri sonuç ne peki? Koskoca bir hiç, yani gel namazını kıl uyma sen ona yoksa sende mi uyduracaksın bahane ama kalmadı ki bahane, niye mi namaz kılacaksın?     

Dur onu da söyleyelim:

S
en Müslümansın değil mi? (elhamdülillah) eee kanıtın ne nasıl ispatlarsın bana Müslüman olduğunu, tabi ki namaz kılarak İslam demek namaz demektir namaz dinin direğidir onun için...


bir de gözünü çevir de bak etrafına

 şimdi gel ne dersin artık başlayalım mı namaza?
haydi Mevlana ca namaz kılmaya var mısın??


onun gibi secde ede ede seccadeyi lime lime etmeye var mısın?

Veysel Karani gibi geceleri gündüzleri namazla geçirmeye var mısın?
Öyle güzel bir namaz kılarmış ki mübarek bir geceyi sadece kıyamda, bir gece sadece ruküda, bir gece sadece secdede geçirirmiş...


Hz. Ali gibi, savaşta yediği okun acısından çıkaramıyorlar, ancak Hz. Ali namaza durunca çıkarıyorlar hem de kılı bile kıpırdamıyor, soranlara da 'biz namaz kılarken can kuşumuzu salıveririz' demiş, var mısın böyle namaz kılmaya?,..

Hz.Rabia gibi, gözlerinde yaş kalmayıncaya kadar namaz da ağlamaya var mısın?

ve O GÜZELLER GÜZELİ, namazı en güzel kılan O kimse onun gibi Kılamazdı, var mısın onun ümmeti olarak namaz kılmaya?

Biliyorum sen onlar gibi namaz kılamazsın, onlar gibi olsan zaten bahane uydurmaz, namaz kılmak için kendine yollar arardın bu zamanda... nasıl mı namaz kılacaksın?

Öyle bir namaz kılacaksın ki ezanı okuyan Bilal-i Habeşi olacak, namaz kıldığın yer Mescid-i Haram (KABE) olacak ve imamın Hz. Muhammet Mustafa (SAV) olacak ve Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali ve sahabeyle birlikte namaza duracaksın....

Öyle bir namaz kılacaksın ki, sırat köprüsünün üzerinde olacaksın aşağısı cehennem ve karşında YÜCELER YüCESİ Allah  TEALA (CC) ve meleklerle saf tutarak...

öyle bir namaz kılacaksın ki mevlana'ca:

Namaza tekbirle girmek,'İlahi, biz Senin huzurunda kurban olduk!' demektir. Tekbir getirerek kurban kesildi gibi, tekbirle namaza başlamak da, 'Allah'ım canımız Sana feda olsun!' anlamındadır.

Namazda kıyama durmak, Allah'ın huzurunda kıyametteki muhasebeyi hatırlatır. Kul, biraz sonraki hakkıyla yerine getiremediği kulluğundan ve işlediği günahlardan dolayı, utancından ayakta durmaya dermanı kalmaz, rükuya eğilir.

Başı rükûda iken 'Hakk'ın suallerine cevap ver' diye İlahi ferman gelir. Kul, rükûdan başını mahcup olarak kaldırır. Ayakta duramaz, yüzüstü secdeye kapanır.

Tekrar ona, 'Secdeden başını kaldır! Yapmış olduklarından haber ver' diye ferman gelir. O, yine mahcup bir halde başını kaldırsa da, tekrar yüz üstü kapanır.

Aslında sen namazı Kâbe de kılıyorsun biliyor musun? Evet, sen o safın içindesin aslında, ilk saf Kâbe'nin etrafını çeviren ilk halkadır ve sende gittikçe büyüyen bu halkanın içindesin, bu safın içindesin sen namazı orda kılıyorsun, sadece biraz arka saflardasın o kadar, inşaallah  ön saflarda da kılmak nasip olur...

var mısın böyle namaz kılmaya?

hadi ey kalbim durma artık tövbe et ve Yaratanına en güzel hamdını sun, temizle kalbini pislikten, dünyalıktan ve kula yakışır bir şeklide MEVLA'ya yaklaş...


hadi be ruhum hadi be kalbim uymayın siz o nefsime o hep konuşur ve sizi kötüye götürür, siz ondan güçlüsünüz, siz ona hükmedersiniz hadi kırın onun gücünü

biliyorum yapacaksın sen bunu hadi o zaman bak Bilal-i Habeşi ezanı okumaya başladı



haydi şimdi namaz zamanı, haydi şimdi kurtuluş zamanı...

KURTAR KENDİNİ...


--

'Düşüncelerine dikkat et;

Sözlere dönüşüyorlar,

Sözlerine dikkat et;

Eyleme dönüşüyorlar,

Eylemlerine dikkat et;

Alışkanlıklarına dönüşüyorlar,

Alışkanlıklarına dikkat et;

Kişiliğine dönüşüyorlar,

Kişiliğine dikkat et;
*Kişiliğin kaderin oluyor!'*
Frank Outlow

------------------
Ya Rab! Bize halim bir ahlak, salim bir kalp, zarif bir huy,

Gayur bir ilim, Salih bir amel, abid bir karakter,

Muttaki bir gayret, Muhsin bir suret ver. Âmin…



Ya Rab! Kalpler senin kudretinde evirilip çevrilirken

Bizim kalbimizi dinin üzere sabit kıl. Âmin…

0 yorum.

kınalı ali

Tarih 29 Mart 2008, 21:10. Yazan AkIşInA BıRaK.  
Etiket: çankkale olayları

Çanakkale Destanı / Kınalı Ali



Çanakkale Destanı [10394]Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da
onlarla Sohbet ediyor, ' Nerelisin? ' gibi sorular soruyordu.
Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı Yanına
çağırdı ve merakla sordu:
' Adın ne senin evladım? ' dedi.
' Ali, komutanım' dedi.
' Nerelisin? '
' Tokatlıyım, komutanım, Tokat'ın Zile kazasındanım...'
' Peki evladım,bu kafanın hali ne?
Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle? '
' Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden
yaktığını da bilmiyorum.'
' Peki dedi üsteğmen. 'Gidebilirisin Kınalı Ali.'
O günden sonra Ali'nin adı Kınalı Ali oldu.
Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı
da alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve
dürüst tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı.
Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım
istedi.
' Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum.
Ama okumam yazmam yok. Biriniz yardım edebilir misiniz? '
Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi.
' Sen söyle biz yazalım' dediler.
Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de Söylenenlerin
doğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu.
' Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben burada
çok iyiyim, beni sakın merak etmeyin.'
Kız kardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını
sorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimsenin
kendisini merak etmemesini söyledikten sonra, Biz burada var oldukça bilesiniz
ki düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir tümcesi ile bitiriyordu.
Tam zarf kapatılırken Ali ' iki üç satır daha ekleteceğini' söyleyerek
Mektubun sonuna şunları yazdırdı.
' Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın ama, Burada
komutanlarım da, arkadaşlarımda benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek
sırası yakında inşallah kardeşim Ahmet'e gelecek, Onu gönderirken sakın
kına yakma saçına. Burda onunla da dalga geçmesinler. Tekrar
ellerinden öperim anacığım.'
Gelibolu'da savaş giderek şiddetleniyordu. ingilizler kesin sonuç
almak için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz
önceleri birer, birer, sonraları beşer,beşer,
Onar, onar şehit oluyorlardı. Gelen destek güçleri de yeterli olmuyor,
onlarında sayıları giderek azalıyordu.
Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali'nin komutanı bu durum karşısında
çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine
insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye
göndermek zorunda kalmaması için Allah'a dua ediyordu.
Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve arkadaşları,
komutanlarına gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini
istediler.Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme
gönderdiğini bile, bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.
Kınalı Ali ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak cepheye hayır,
bile,bile ölüme gidiyorlardı.
O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan
Kınalı Ali'nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit
olmuştu. Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali'ye anne, babasından
mektup geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile
okumaya başladı. Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığı
mektubuna aile adına babası yanıt veriyordu.
' Oğlum Ali, nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim.
Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da yakında
cepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. şimdi öküzün yerine tarlayı
ben sürüyorum. Fazla yorulmuyorum da. Sen sakın bizi düşünme.'
Babası mektupta köydeki herkesten akrabalarından haberler verdikten
sonra 'şimdi ananın sana diyeceği var' diyerek sözü ona bırakıyordu.
Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali'nin anasının ağzından
yazılmıştı şöyle diyordu anası:
' Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime
de yakma demişsin.
Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga
geçmesinler.


Bizde üç işe kına yakarlar;


1 - GELİNLİK KIZA, GİTSİN AİLESİNE, ÇOCUKLARINA KURBAN OLSUN DİYE
2 - KURBANLIK KOÇA, ALLAH'A KURBAN OLSUN DİYE
3 - ASKERE GİDEN YİĞİTLERİMİZE, VATANA KURBAN OLSUN DİYE...


Gözlerinden öper, selam ederim. Allah'a emanet olun

' Ali'nin mektubu okunurken ve çevresindeki herkes onu dinlerken,
hıçkıra, hıçkıra ağlıyordu... '

(Bu mektubun aslı Çanakkale Müzesindedir.) 

0 yorum.

çanakkale ilginç olay

Tarih 29 Mart 2008, 21:09. Yazan AkIşInA BıRaK.  
Etiket: çanakkale askerler

Çanakkale'de Askerleri örten bulutlar


çanakkale savaşının en çok konuşulan ve Allah?ın (cc) bizlere yardımını açıkça ortaya koyan önemli bir olay da bulutların namaz kılan askerlerimizi örtmesidir. Savaşın başlamasından bitimine kadar meydana gelen birçok olay nedeniyle yabancılar dahi bunu tasdik etmiştir. 1915 yılının Temmuz ayı ile Ağustos ayları arası Ramazan?dır ve Mehmetçik oruçlarını aksatmadan tutmuş, mücadelesine devam etmiştir. Bayram yaklaşırken akıllara şu soru gelir: ?Acaba bayram namazı nasıl kılınacak? Toplu halde kılınan bir namaz savaş durumunda uygun olacak mı? Acaba kılamayacak mıyız?? Bütün bu endişeleri yaşayan bir gazimiz neticeyi şöyle anlatıyor:

?Gelibolu?da oturmakta idim. çanakkale?de 9. Tümen teşekkül edince gönüllü olarak kıtaya kaydoldum. Savaş ilerledikçe din görevlilerinin yerleri de belirsiz olmuştu. Bizim gibi gençler -o zaman 28 yaşındaydım- savaşın içinde görev yaparken, yaşlılar Sargıyeri ve hastanelerde görev ifa ediyorlardı. Ben, Seddülbahir Cephesi?nden savaş bitinceye kadar hiç ayrılmadım. Miladî 1915 yılında Ramazan, 13 Temmuz Salı günü başlamış. 11 Ağustos çarşamba günü bitiyordu. Arife günü idi cephe kumandanı Vehip Paşa beni çağırdı.

?Hafız, askerin bir talebi var. Yarın Ramazan Bayramı, sabahleyin hep beraber bayram namazı kılmak istiyorlar. Eratın toplu bir halde bulunmaları tehlikeli ve düşman için bulunmaz bir fırsattır. Tekliflerini kabul etmedim. Sen de, münasip bir lisan ile anlatırsın!? dedi.

Paşanın yanından ayrılmıştım ki, zamanın ulularından gözü gönlü Hak adına bağlanmış arif, zarif bir zat çıktı karşıma. Bilgide kimse onunla yarışamazdı. Develer yükü okumuştu. Sohbette onu dinleyenler yangın içinde olsalar sohbetini bırakıp ateşten kaçamazlardı. Bu zat o gün orada idi.

Bana dedi ki: ?Sakın ola ki erata bir şey söyleme, gün ola, hayır ola! Allah ne derse o, olur!?

12 Ağustos 1915 Perşembe günü Ramazan Bayramı?nın sabahı erken kalktım. Müslüman Türk askerleri, bayram namazını mutlaka eda edeceklerdi... Aynı göle dökülen sular gibi; Allah sevgisinde birleşen yüzlerce asker de ayakta idi. Hak katında birlikte secdeye varacaklardı. Hep beraber başımızı göğe kaldırdık; hevenk hevenk beyaz bulutlar göründü. Biraz sonra da bu bulutlar yere çöktü. Herkes ?Allahü Ekber!? deyip yüzlerini toprağa sürdü. Hepimizin içinde ince bir huzur çiçeklenmiş ve Yüce Allah bizi bulutlar arasında görünmez hale getirmişti. Bu ulu kişi askerin karşısında baş kesti; sonra o derin, o tatlı ve yanık sesiyle, Hazreti Kur?ân?dan ?Fetih Sûresi?nin 1?den 9. ayetine kadar okudu. Sonra iki rekat bayram namazı eda edildi. Namaz bitiminde, yüzlerce asker hep birden, ?La ilahe İllallah Muhammedün Resûlullah? sözlerini devamlı tekrarlıyorlardı. Askerin betleri benizleri kül gibi olmuş, kimsenin yüreğinde dur durak kalmamıştı. Bu duruma taş olsa dayanamazdı. Görenler mi, söyleyenler mi dayanacak? ?Allah! Allah!? diyen kendinden geçiyor, sanki birlikte göklerde uçmak istiyorlardı. Allah ile bir bütün olmanın ilahi ahengi içinde varlıklarından, benliklerinden soyunmuşlar, kendilerinden geçmişlerdi.

Zığındere?nin susuz yatağında, bir alçalıp bir yükselen ??La ilahe İllallah? sesleri, insanın kalbini kah varlığın sonsuz ufuklarında koşturuyor, kah yokluğun takat getirilmez güzelliğinde dinlendiriyordu. Hak?tan başka Hak yoktu. Tekrarlanan hep buydu... Sonra, kısa bir sessizlik oldu ve arkasından düşman siperlerinden yükselen, ?Allahü Ekber, Allahü Ekber!? sesleri bir uğultu şeklinde bize kadar perde perde geldi..

Daha sonraki günlerde öğrendik ki, İngiliz sömürgesinin Müslüman askerleri; Müslüman Türk askeri karşısında savaştıklarını duyunca isyan etmişler ve derhal geriye alınıp, cepheden uzaklaştırılmışlardı.

12 Ağustos 1915 tarihinden sonra, Seddülbahir cephesinde durum oldukça sakinleşirken, Anafartalar cephesinde ise; kan gövdeyi götürmekteydi. Evladım, bu bulutları yere indirip sis halinde bize gösterilmesi ancak Hazreti Allah?ın emriyle, dört büyük melekten biri olan Mikail Aleyhisselâm tarafından yerine getirilmiştir. Bu olay, Ulu Allah?ın (cc) büyük bir mucizesidir.? (M.İhsan Gençcan, ç. S. ve Menkıbeler, İst.1998 s. 75)

Kore?de de bulutlar askerlerimizi örtmüştü

Kore Savaşı?nın efsane isimlerinden Albay Celal Dora, 1951?de yaşanan bayram namazı hadisesini şöyle anlatıyor:

?6 Temmuz 1951 günü. Ramazan Bayramı?nın birinci günü idi. Bayram namazını ihtiyat bölgesinin ortasında ve etrafı yüksek kavak ağaçları ile çevrili zümrüt gibi yemyeşil büyük çayırlıkta bütün tugayca toplu olarak kılmamızı kararlaştırdıktan sonra içimde bir ürperti hissetmiştim.

Beş bin kişi namazda iken maazallah düşmanın bir uçak filosunun, taarruzuna uğradığımız takdirde ne büyük bir felâkete uğrayacağımızı gözümün önüne getiriyor ve bir türlü gönlüm razı olmuyordu. General Tahsin Yazıcı?ya taburların kendi bölgelerinde ve ayrı ayrı namazlarını kılmalarını teklif ettimse de imam adedinin azlığı yüzünden imkân görülmemişti.

O sabah, hava çok açık ve berraktı. En küçük bir parça bulut dahi yoktu. Birlikler çayırlık bölgeye gelirken onlarla birlikte bir sis tabakası da çayırlık üzerine çökmeye başlamıştı. Cemaat çoğaldıkça bu sis tabakası da kesafet peyda etmiş ve 10 metre ilerisi görünmez bir hâl almıştı.

Bir hikmeti ilâhi bu sis tabakası yalnız kavaklık bölgenin dışında inhisar etmiş ve bu bölgenin dışında kalan sahada sisten hiçbir emâre görülmemişti. Cenâbı Hakk?ın Türk birliğini koruduğunun en büyük nişanesi olan bu sis tabakası içinde namazımızı kıldıktan, duâsını yaptıktan ve bunu müteakip birbirimizle sarmaş dolaş bayramlaştıktan sonra birlikler kendi bölgelerine giderlerken sis de birdenbire ortadan kaybolmuştu.(Bkz: Celal Dora, Kore Savaşı?nda Türkler, 1950-1951, İstanbul, 1963)

Düşmanın meşhur Golyat adlı zırhlısının batırılması olayında da ortalığı bir anda kaplayan sis Osmanlı askerlerinin çok işine yaramıştı. Haince saldırılar planlayan Golyat, bu şekilde teslim alınabilmişti. Golyat?in batırılması karşısında da General Hamilton hüsranla şu satırları yazmıştı: ?Dün geceki kesif sis sırasında, bir Türk torpidobotu, çanakkale Boğaz?ından sızıp Golyat zırhlısını torpidoladı. Düşman madalyayı hak etti. Kahrolsunlar!?

Sadece bulut olayları değildi meydana gelenler. İngilizler yön bulmak için kullandıkları pusulalarında bile zaman zaman akıl almaz oynamalar görüyor ve ne yapacaklarını şaşırıyorlardı. örneğin John Hargrave adlı İngiliz subayının verdiği raporda, elindeki pusulanın sık sık yön değiştirdiği ve aynı anda birçok yeri kuzey olarak gösterdiği yazılıdır. üç Anzak istihkam askerinin yemin ederek ve Anzak Sahra Birliği?ndeki diğer 19 arkadaşlarını da şahit göstererek anlattıkları ?Düşman yutan bulut? hadisesi şu şekildedir: 267 kişilik Norfolk Kraliyet Taburu, Alçıtepe?den bir önceki tepe olan 60. tepeye doğru rahat bir şekilde ilerler. Havada soluk renkli bulutlar vardır. Bu bulutlar saatte 6 veya 8 km. hızla esen rüzgâra rağmen sabit bir şekilde durmaktadırlar. Bunlardan yaklaşık 250 m uzunluğunda 60?ar metre eninde ve 60 m yüksekliğinde olan bir bulut tepeyi kaplamıştır. Norfork Kraliyet alayının subayları ve askerleri bulutun içine girmeye başlarlar. Son asker de girince bulut yükünü almış bir uçak gibi havalanmaya başlar. Havadaki diğer soluk renkli bulutlarla birleşerek kuzeye yani Trakya tarafıa doğru gider. Savaş sonrasında bu 267 kişilik alayın bir tek ferdine bile -ne ölüler arasında ne de esirler arasında- rastlanamamıştır.

0 yorum.

müslüm baba

Tarih 24 Mart 2008, 19:14. Yazan AkIşInA BıRaK.  
Etiket: мüѕℓüм вαвα

         AcImAsIz DüNyA

Ne olur Yarabbim affet bu kulunu
Sevdiysem kalbim bir suçlu kalbim bir suçlu
Koptum birer birer sevdiklerimden
Beni benden eden bu benliğimden
Kötü duyguları sil at kalbimden
İçimdeki şeytanı öldür Yarabbi

Tükenen hayatım biten ömrümdü
Aşkımın kahrını çeken gönlümdü
Bir ateşti yandı yangına döndü
Daha büyümeden söndür Yarabbi
Şimdi gözyaşlarım bir sele döndü
Artık bu yüzümü güldür Yarabbi

Nedense talihim yaver gitmedi
Acımasiz dünya aman vermedi
Ne yapsam ne etsem geri dönmedi
Dönmeyen çarkımı döndür Yarabbi

0 yorum.

Tarih 23 Mart 2008, 19:44. Yazan AkIşInA BıRaK.  

    Graffiti Welcome


Bizim sözümüz DOSTA tatli
DUSMANA kursundur
NAMERTE hancer
MERTE candir
canimiz DOSTA feda
DUSMANA beladir
SEVDAMIZSA YUCEDIR NE ALINIR NEDE SATILIR

 

0 yorum.